2011 yılında Tunus’ta başlayan Arap Baharı hemen hemen bütün Arap coğrafyasını etkilemiştir. Bu süreçten doğrudan etkilenen ülkeler arasında Mısır en fazla öne çıkmış ve Arap Baharı’nın etkisi ile oluşan protesto gösterileri, Hüsnü Mübarek diktatörlüğünün 2011 yılında yıkılmasıyla sonuçlanmıştı. Eski rejimin sona ermesiyle birlikte Mısır’da demokratik bir süreç başlamış, yapılan seçimler sonucunda Müslüman Kardeşler hareketi, cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi’nin liderliğinde iktidara gelmişti.

Mısır’da demokratikleşme sürecinin, 2013 yılında yaşanan askeri darbe ile sonlandırılması, demokratikleşmenin Müslüman Kardeşler hareketine karşı “bir tuzak” veya “bir tezgah” olarak kurgulandığı şeklinde yorumlanmıştır.  Mısırlı düşünür Tarık Ramazan’ın değerlendirmesi bu görüşü desteklemektedir: “Hükümete (Mursi hükümeti) iştirak etmem için davet aldığımda beni “sakın gitme, ülkeyi hala ordu kontrol ediyor” diye uyardılar… Hem İsviçre hükümeti hem de Sarkozy’nin özel danışmanları uyardı. Sözde devrim aslında ordunun bir kanadının Mübarek’i devirerek yaptığı bir darbeydi. Tantavi, Mübarek’i devirdikten sonra Sisi geliyordu. Sisi durduk yere ortaya çıkmadı, Amerika’da eğitildi, İsrail ile bağlantıları var… 30 Haziran’dan 3-4 ay önce elektriği ve petrolü kestiler, protestolar başladıktan bir gün sonra geri geldi! Yani perde arkasından Mursi’yi zor durumda bıraktılar. İnsanlar çıkıp şeriat istemediklerini söyledi. Şeriatı kim istedi? Selefiler. Selefilerin arkasında kim var? Suudi Arabistan. Suudilerin arkasında kim var? Tabii ki Amerikalılar! Hangi ülke Mısır ordusuna, “eğer darbe yaparsanız, ABD finansal desteği kesmeyecek” sözü verdi? Elbette İsrail ve Araplar! İsrail için Müslüman Kardeşler demek Hamas demek. Hamas demek, direniş demek. Onu ortadan kaldırmak için önce Mübarek’i sonra da Sisi’yi desteklediler…”1

Tarık Ramazan’ın iddialarının doğruluğu tartışılabilir ancak tartışılmayacak kadar net olan, Mısır ordusunun darbe yapması ve Sisi’yi desteklemesidir. Sisi’nin asker kökenli ve orduyu temsil eden bir siyasi figür olduğu unutulmamalıdır. Mübarek rejiminin 2011’de tasfiye edilmesi her ne kadar bir devrim olarak algılansa da, gerçek iktidar sahibi olan ordu oligarşisi Mısır devleti üzerindeki egemenliğini sürdürmüştür. Günümüzde Mısır üzerindeki ordu iktidarı, Sisi liderliğinde varlığını sürdürmektedir. Suriye’de Aralık 2014 yılında Esad rejiminin yıkılmasının ardından benzer bir süreç Mısır’da tekrar edebilir mi? Bu yazı, bu soruya cevap verme çabasındadır.

Yazının temel tezi, Mısır’da Suriye benzeri bir rejim değişikliğinin yakın vadede beklenmediği yönündedir. Bu tez üç başlık üzerinden açıklanacaktır: i) Ordu içinde kimlik (mezhepsel, etnik) ya da ideoloji temelli bölünmelerin olmaması, ii) Mısır toplumunun homojen yapısı, iii) Dış aktörlerin Sisi tarafından temsil edilen ordu iktidarına verdiği destek.

Ordu, Rejim Dayanıklılığı ve Devrim Dinamikleri

Orduların devrim süreçlerindeki tutumları, devrimlerin gerçekleşip gerçekleşmemesini doğrudan belirlemektedir. Theda Skocpol’un, Katrine Chorley’den alıntılayarak ifade ettiği gibi, “hiçbir devrim, (ordu tüm gücünü ayaklanmaya karşı kullandığında) modern bir orduya karşı kazanılamaz.”2 Suriye’de yaşanan devrim Skocpol’un tespitini doğrulamaktadır. Çünkü Suriye ordusu iç savaşın başlarında bölünmeye maruz kalmıştır. Suriye ordusundan ayrılan subaylar, Özgür Suriye Ordusunu (ÖSO) kurmuştur. ÖSO’yu kuran subayların neredeyse tamamı Sünni kökenlidir.3 Bu durum, orduda yaşanan bölünmenin toplumsal kimlik farklılığından kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Esad rejimi, yalnızca azınlık grupların desteklediği bir orduya dayandığı için yıkılmıştır. Esad rejimi, Suriye içinden alamadığı yeterli desteği dış destekle gidermiş fakat İran, Hizbullah ve Rusya’nın verdiği destek zayıflayınca yıkılmıştır.

Mısır ordusu, kimlik yapısı açısından Suriye ordusundan tamamen farklı bir yapıdadır; ordu kimlik aidiyeti bakımından yekpare bir yapıdadır ve Mısırlılık kimliği ortak bir kimlik olarak kabul görmektedir. Mısır ordusu homojen kimlik yapısına ek olarak, büyük ekonomik çıkar bağlantılarına ve kurumsallaşmış bir yapıya sahiptir. Ordunun ekonomi alanındaki faaliyetleri, ordu bürokrasinin üst kademeleri arasında bölünmeyi güçleştiren büyük rant kaynaklarının oluşmasına neden olmuştur. Mısır ordusu, eski başkanlardan Enver Sedat döneminde başlayan ve Mübarek döneminde pekişen ticari ve ekonomik faaliyetleri nedeniyle bir holding kimliği kazanmıştır. ABD, Mısır ordusunun ekonomik bir aktör haline gelmesi için önemli ekonomik ve askeri yardımlar gerçekleştirmiştir. ABD, Mısır ordusunun asli görevi olan güvenlik alanı dışına çıkmasını destekleyerek, İsrail karşısında Mısır ordusunu zayıflatmayı amaçlamıştır.4 Mısır ordu yetkilileri, silahlı kuvvetlerin ekonomik bir aktör olmasına karşı çıkmamışlar tam tersine bu süreci desteklemişlerdir. Bu etkenler dolayısıyla ordu içi dengelerde yakın vadede bir değişimin yaşanması düşük bir ihtimaldir.

Toplumsal Yapı ve İç Savaş Bağlantısı

Suriye’de Esad rejiminin çöküşüne neden olan iç savaşın ortaya çıkmasının en önemli nedeni azınlık grupların iktidar tekeli elde etmesidir. 1970 yılında Hafız Esad tarafından gerçekleştirilen askeri darbe aynı zamanda Alevilerin (Nusayri) bir zaferi olarak görülmüştü.5 Yaşanan bu gelişmenin ardından Esad rejiminin şiddet tekeline dayalı bir devlet yapısı inşa etmesi, Sünni çoğunluğun dönem dönem kabaran öfkesine neden olmuş, son olarak bu öfke, 2011 yılında Arap Baharı’nın etkisiyle iç savaşa dönüşmüştür.6

Mısırda ise Suriye’den farklı olarak ulusal bilinç, mezhebi anlayıştan tümüyle farklı bir düzlemde gelişmiştir. Bu nedenle Mısır toplumu içinde Suriye benzeri çatışmaları derinleştirecek, mezhep kimliğine dayalı bir gerilim hattı yerine, siyasi ya da ideolojik farklılıklardan kaynaklanabilecek bir rekabet söz konusudur. Bu tür bir toplumsal ve siyasal gerilim, ülke içinde ordu tarafından şiddet tekeli sağlanması nedeniyle kısa vadede kontrol altında tutulabilir. Ancak bu durum, gerilimin yapısal nedenlerinin ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Siyasal katılım kanallarının sınırlı olması, ekonomik sorunların derinleşmesi ve rejimin güvenlik merkezli yönetim anlayışı, rekabetin açık çatışma yerine bastırılmış bir huzursuzluk biçiminde varlığını sürdürmesine yol açmaktadır. Bu nedenle Mısır örneğinde istikrar, toplumsal uzlaşıdan ziyade devletin zor kapasitesine dayalı kırılgan bir denge olarak şekillenmektedir.

ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın Askeri Rejime Desteği

Rejimlerin dayanıklılığını belirleyen faktörlerden biri de dış yardımlar ve uluslararası konjonktürdür. Esad rejimi, zayıf bir rejim olmasına rağmen Rusya, İran ve Hizbullah’tan aldığı destek sebebiyle uzun yıllar muhalefete karşı üstünlük sağlamıştı. Bu destek, İsrail saldırıları ve Ukrayna savaşı sebebiyle azaldığında rejimin çöküşü zor olmamıştır.

Mısır’da ise bu durumun tam tersi bir konjonktür bulunmaktadır. Sisi tarafından devrilen Müslüman Kardeşler iktidarına, bölgenin ve küresel sistemin en güçlü aktörleri olan ABD ve İsrail karşı çıkmıştır. Bunlara ek olarak Arap devletleri içinde en güçlü ekonomik imkanlara sahip olan Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler iktidarını çıkarları için uygun görmemiştir. Özetle 2013’te Müslüman Kardeşlere karşı gerçekleşen darbenin arkasında ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin örtülü yada açıktan desteği bulunmaktadır. Bu devletlerin jeopolitik çıkarları bir yana, ideolojik olarak sırasıyla, Neocon, Siyonist ve Vahhabi ideolojilerin ortak ittifakı doğrultusunda Müslüman Kardeşler iktidarına son verilmiştir.

***

Yukarıdaki faktörler dikkate alındığında, yakın zamanda Mısır’da radikal bir siyasal dönüşümün gerçekleşmesi olası görünmemektedir. Mısır örneği, yekpare ve kurumsallaşmış bir ordu yapısına, homojen bir nüfus bileşimine ve güçlü uluslararası aktörlerin desteğine sahip otoriter rejimlerin istikrar sağlayabileceğine işaret etmektedir.

Bu durum; Mısır’da Sisi’ye karşı büyük halk ayaklanmaları ve protestoları gerçekleşmeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak bu hareketler neticesinde Sisi’nin görevden alınsa bile devrimci bir dönüşümün gerçekleşmeyeceği rahatlıkla söylenebilir. Rejimin omurgasını oluşturan gerçek iktidar sahibi ordu oligarşisi, iktidarını lider değişikliği yaparak sürdürecektir, Hüsnü Mübarek’ten vazgeçerek Sisi ile devam etmesi örneğinde olduğu gibi, Mısır’da, “Gemi aynı kalacak,  yalnızca kaptan değişecektir.