İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Hamas’la 19 Ocak’ta gerçekleştirdiği ateşkes ve esir takası anlaşmasının ikinci aşamasına geçilmesi yerine ilk aşamanın uzatılmasını istiyordu. Ateşkese dair belirsizlik uzun bir süre devam ettikten sonra geçtiğimiz hafta ateşkes anlaşması İsrail tarafından tek taraflı olarak bozulmuş, bombalamalar yeniden başlamış ve bölgeye yardımlar kesilmiştir. Anlaşılan o ki; İsrail işgal yönetimi, ABD yönetiminin de sahiplendiği “Gazze’nin Filistinlilerden arındırılması” projesinden vaz geçmiş değildir.
Uzun süredir bölge sakinlerine uygulanan ağır ambargolar “gönüllü terk et” demenin bir diğer yoluydu. Dayatılan sürgün ve tehciri kabul etmeyen Gazzelilerin başka ülkelere zorla yeniden yerleştirilmesi fikri ABD Başkanı Trump’ın 4 Şubat 2025 tarihinde Beyaz Saray’da Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında ABD’nin Gazze Şeridi’ni devralacağını söylemesi akabinde gelişmiştir. Buna göre Gazze Şeridi’ndeki 2 milyonu aşkın nüfus başka ülkelere taşınacak ve onlardan boşalan yer turizm beldesi ve ticaret merkezi olarak yeniden inşa edilecekti! Böylece Gazze Şeridi “temizlenecek” ve Trump’ın deyimiyle Orta Doğu’nun Rivierası inşa edilecekti! Filistinlilerin Gazze’den ayrılmaktan başka seçeneklerinin olmadığını öne süren Trump tranfer için başta “onlara çok yatırım yaptık almak zorundalar” dediği Ürdün ve Mısır’ı işaret etmiş ancak her iki ülke de öneriyi tepkiyle karşılamıştır.1
Filistinlilerin Gazze Şeridi’nden sürgün edilmesi planının açıklanmasından yaklaşık bir ay sonra çok başka bir sürgün rotası daha ortaya çıktı; Afrika Planı. İddia, ABD ve İsrailli yetkililerin Mısır ve Ürdün’ün alternatifi olarak Sudan, Somali ve Somaliland olmak üzere üç Doğu Afrika ülkesiyle Gazzelilerin sürgünü için istişareler gerçekleştirdiği yönünde. Sudanlı yetkililer ABD’den gelen teklifi reddettiklerini söylerken, Somali ve Somaliland yetkilileri herhangi bir temastan haberdar olmadıklarını belirtti. Bu ülkelerden Sudan’la temasın askeri yardım, yeniden yapılandırma desteği, teşvik gibi yardımlar karşılığında Trump’ın göreve başlamasından çok önce başladığı da iddialar arasında.2
Geçmişten Bugüne Sudan Seçeneği
Sudan, iç istikrarsızlık nedeniyle, halihazırda dünyanın büyük insani krizlerinden birinin yaşandığı bir bölgedir. Türkiye’nin destek verdiği Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin desteğindeki Sudan Ordusu ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya gibi ülkelerin desteklediği Hızlı Destek Güçleri (RSF) arasındaki çatışmalar uzun süredir devam ediyor. Filistin meselesinde, Sudan’la ilgili ortaya atılan iddialara göre, ABD’nin bu göç konusuna olumlu bakması halinde Sudan ordusuna RSF’e karşı destek teklif ettiği öne sürülmektedir.
Öte yandan Sudan’ın önemli altın madenlerini kontrol eden RSF Yemen’de BAE’nin yanında Husi milislerine karşı da destek vermektedir. Yemenli Husilerin İsrail’in bugünkü hedeflerinden biri olduğu düşünüldüğünde İsrail’in hem Sudan ordusuyla hem RSF’yle anlaşabilme potansiyeli, başka bir deyişle ikili oynama seçeneği, bulunmaktadır. Bu nedenle arka planda gizli destek anlaşmaları çok da şaşırtıcı olmayacaktır. Zira benzer bir alışveriş geçmiş yıllarda yaşanmıştır.
1980’li yıllarda Etiyopyalı Falaşa topluluğunun İsrail’e nakli Sudan-İsrail arasında yapılan gizli anlaşmalar sayesinde gerçekleşebilmişti. O dönem Sudan, İsrail hükümeti ile herhangi bir diplomatik ilişkiye girmesini yasaklayan Arap Birliği’ne üye olması gibi bir hususu göz ardı ederek milyonlarca dolar ve silah karşılığında Afrikalı bir topluluğun İsrail’in yeni vatandaşları olmasında önemli bir rol üstlenmiş ve yıllarca Sudan’ın Kızıldeniz Limanı Sevakin’den İsrail’in Elyat limanına binlerce insan taşınmıştı.3 Üstelik Sudan için her ne kadar 2020 yılında imzalanan İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail’le diplomatik ilişkilerini normalleştirdiği belirtilse de perde arkasında uzun bir geçmişe sahip olduğu unutulmamalı.
Ayrılıkçı Somaliland Seçeneği
Somali’den 1991 yılında ayrılarak tek taraflı bağımsızlık ilan eden ancak uluslararası alanda tanınırlığı olmayan Somaliland’a, Gazzelileri kabul etmesi karşılığında uluslararası tanınma teklif edildiği ve Kızıldeniz kıyısındaki stratejik liman kenti Berbera’da ABD askeri üssü inşa edileceği konuşulan seçenekler arasında bulunmaktadır. Somaliland’ın resmî tanınma karşılığında müzakere yolunun açılabileceği açıklaması teklife sıcak yaklaştığını göstermektedir.4 Böyle bir senaryonun olası sonuçlarından biri; Filistin’deki çatışmanın Afrika Boynuzu ülkelerine taşınması ve bölgenin sıcak çatışma riskiyle karşı karşıya kalması ve bölgede İsrail’in nüfuzunun artmasıdır. Büyük kısmı Müslüman olan Afrika boynuzundaki yerli halk bundan ne elde edecek diye bakıldığında, iç çatışma dışında başka bir seçenek gözükmemektedir. Yine Afrika boynuzu ülkelerinin oluşturacağı Büyük Somali düşüncesinin5 de derin çıkmaza gireceği söylenebilir. Üstelik Türkiye’nin, Somali ve Somaliand’ı barıştırmak için yoğun bir çaba sarf ettiği bir dönemde böyle bir ihtimal Ankara’nın hesaplarını da etkileyecektir. Tersinden bakılınca, bu iki küçük Afrika ülkesinin barışı, Gazzelilerin sürgünü başta olmak üzere, şüphesiz pek çok durumun önüne geçecektir.
Dolayısıyla Trump’ın Gazze’yi dönüştürme (Filistinsizleştirme) önerisine tepkiler sonrası “kimse Filistinlileri sınır dışı etmiyor”6 diyerek geri adım attığı düşünülse de arka planda Washington ve İsrail yönetimi tarafından açıkça bir sürgün planı üzerine çalışıldığı anlaşılmaktadır. Rota olarak özellikle iç çatışma yaşayan, yardıma ve desteğe açık olduğu düşünülen, kaos içerisindeki ülkelere yönelindiği fark edilmektedir. Sudan ve Mısır gibi ABD’nin milyonlarca dolar teşvik ve yardımlarıyla ayakta duran ülkelerin ne kadar dayanabileceği bir yana, sömürge geçmişine sahip Afrika ülkelerinin yeni sömürgeciliğe karşı koyabilecek iradeyi sergileme güçleri de ayrı bir sorundur. Bu zayıf ülkelerin, kendilerine sunulacak finansal, askeri veya diplomatik herhangi bir destek ve teşvik yada tehdit karşılığında Filistinlilerin tehcir politikasında araç haline gelmeyi kabul edip etmeyecekleri hala belirsizdir.
Gazze Şeridi’nin Filistinlilerden arındırılması ve dahi Afrika’ya sürülmesi fikri Ocak 2024’te de gündeme gelmiş, İsrail’in yine bir Afrika ülkesi olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile (ve diğer bazı ülkelerle) Gazzeli Filistinlilerin kabulü üzerine görüşmeler yaptığı ileri sürülmüştü. Hem Kongo hem İsrail yetkilileri bu konudaki iddiaları reddetmişti.7
Filistinlileri Afrika’ya sürme planları II. Dünya Savaşı döneminde Avrupalıların Yahudileri Afrika’ya sürme projelerine benzemektedir. Şöyle ki İngilizler 1903 yılında gerçekleşen 6. Siyonist Kongresi’nde Yahudilere kendi özerk ülkeleri için Kenya’da toprak teklif etmiş ve Kenya’nın bir Yahudi yurdu olmasını önermişti. Theodor Herzl’in de destek verdiği ve Uganda Planı olarak bilinen öneri 1905’teki 7. Siyonist Kongresi’nde reddedilmiştir. Yaklaşık 40 yıl sonra bu sefer Nazi Almanyası tarafından yine başka bir Afrika ülkesi Madagaskar adasına Yahudilerin taşınması gündeme gelmiş, Madagaskar Planı olarak bilinen bu öneri de uygulanamamıştı. Anlaşılan o ki İsrail kendi geçmişindeki emperyalist projeler üzerinden Filistinlilerin geleceğini yeniden inşa etmeye çalışmaktadır.
***
Afrika seçenekleri şimdilik uzak bir ihtimal olarak görünse de, Filistinlilerin yerleştirilebileceği potansiyel yer olarak şimdilik Mısır ve Ürdün hala sıcaklığını korumaktadır. Halihazırda Gazze’nin kuzeyinden güneye doğru yeniden yer değiştiren bölge halkı Mısır sınırına yığılmış durumda. BAE, milyarlarca dolarlık ABD desteğini kaybetmemesi için Mısır’ın Gazzeli nüfusun bir kısmını (500-700 bin kişi arası) kabul etmesi gerektiğini söylerken, Mısır’ı olası inatlaşmanın sonuçlarına dair alttan tehdit etmektedir.
Ürdün’ün durumu ise çok daha vahim görünmektedir. Zira ondan istenen sonraki aşamada düşünülen Batı Şeria halkını da içerisine alacak şekilde büyük bir göç planı olarak görünmektedir.8 Bu tür temas ve görüşmeler İsrail’in Gazze özelinde tüm Filistinlileri kapsayan etnik temizlik politikasıyla, Filistin’i “Filistinsizleştirme” politikalarının bir devamı olarak gündemde tutulmaktadır. Bu anlamda ABD’nin Ortadoğu Temsilcisi Steve Witkoff’un Mart ayı başında Katar’la gerçekleştirdiği görüşmelerde açıkça demografik yer değişiminin gerekliliği vurgusu, medyadaki tartışmaların Siyonist hayallerden öte somut bir takım girişimlere dayandığını göstermektedir.9