7 Ekim 2023 El Aksa Tufanı Olayı’ndan sonra Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler yeni bir jeopolitik ortaya çıkarmıştır ve milat niteliğinde olaylar meydana gelmiştir: i) Gazze, İsrail ordusu tarafından işgal edilmiş, Hamas ortadan kaldırılmaya çalışılmış ve İsrail tarafından Gazze Soykırımı gerçekleştirilmiştir. ii) 2024 Aralık ayında Esed rejiminin çökmesinin akabinde İsrail ordusu, Suriye’nin hava, deniz ve kara ordu altyapısının hemen hemen tamamını ortadan kaldırmış ve Güney Suriye topraklarını işgal etmiştir. iii) Suriye’de Esed rejiminin yıkılması sonucu İran ile Hizbullah arasındaki bağlantı ortadan kalkmıştır. Bu durumu fırsat bilen İsrail, Hizbullah’ın askerî altyapısını ve yönetim kadrosunu ortadan kaldırmak için saldırılara başlamış ve bu saldırılar sürmektedir. İsrail, Güney Lübnan topraklarını Litani Nehri’nin bulunduğu kısma kadar işgal etmeyi amaçlamaktadır. iv) İsrail, Suriye’de Esed rejiminin çökmesi ve Hizbullah’ın zayıflaması sonrası İran’a, ABD ile birlikte 2025 ve 2026 yılında iki kez saldırmıştır. İsrail, İran’ın “direniş ekseni” olarak ifade edilen güçlerini ve İran’ı çökertmeyi amaçlamaktadır. İsrail, İran engelini de ortadan kaldırarak bölgede hegemonyasını kurmayı ve toprak işgallerine karşı herhangi bir gücün engel oluşturmasını ortadan kaldırmayı planlamaktadır.
Yukarıda verilen bütün olaylar, İsrailli yöneticilerin, başta Başbakan Netanyahu olmak üzere, “Büyük İsrail” olarak ifade ettikleri jeopolitik perspektifi hayata geçirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. İsrail Devleti’nin kurucuları ve şuan ki yöneticileri Siyonist hedeflere ulaşmak için askeri saldırı doktrinini benimsemişlerdir. İsrail Devleti’nin kurucusu Ben Gurion’un şu sözleri: “Siyonist talepler, Güney Lübnan, Güney Suriye, bugünkü Ürdün, Şeria’nın batısı ve Sina’yı içermektedir” ve ünlü İsrailli general ve savunma bakanı Moşe Dayan’ın: “Babalarımız bölünme planında belirtilen sınırlara ulaşmışlardı. Altı Gün Savaşı kuşağı Süveyş, Ürdün ve Golan Tepeleri’ne ulaşmayı başardı. Burada bitmiyor. Şu andaki ateşkes hattından sonra yenileri olacak. Bunlar Ürdün’ün ötesine, Lübnan’a, hatta Orta Suriye’ye kadar uzanacak.” açıklamaları, Siyonist hedefleri açığa çıkarmaktadır. Bu bakış açısı daha da radikalleşerek günümüze kadar gelmiştir. İsrail’in günümüz hükûmeti ve muhalefeti, İsrail’i kuran yöneticilerden daha radikal görüş ve hedeflere sahiptir. Hatta ılımlı olarak sunulan İsrail muhalefetinin önde gelen liderlerinden Yair Lapid: “Siyonizm Tevrat’a dayanmaktadır, İsrail toprakları üzerindeki yetkimiz kutsal kitaba dayalıdır. İsrail’in Tevrat’taki sınırları çok açıktır. İsrail toprakları üzerindeki mülkiyet tapumuzun Tevrat olduğuna inanıyorum, dolayısıyla sınırlar Tevrat’ın sınırlarıdır.” demiştir. Özetle, hemen hemen bütün İsrailli yetkililer ve İsrail toplumunun büyük çoğunluğu, 7 Ekim’den sonra İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen saldırıları ve işgalleri “Büyük İsrail” hedefine hizmet ettiği düşüncesiyle desteklemiştir.
Yukarıda verilen tablo, İsrail’in topraklarını genişletme amacını açık şekilde kanıtlamaktadır. İsrail ordusunun saldırıları ve işgalleri doğrudan İsrail’in sınırlarını genişletme hedefleri doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. İsrail ile açık çatışma hâlinde olmayan, İsrail’e karşı saldırı ya da düşmanlık beslemeyen Mısır, Türkiye, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi devletler İsrail tehdidini günümüzde hissetmektedir.
Mısır, İsrail’in bölgede yarattığı güvenlik sorunları ve İsrail’in Katar’a düzenlediği saldırının ardından NATO tarzı bir Arap ordusunun oluşturulmasını yeniden gündeme getirmiştir. Mısır, Sina Yarımadası’nın İsrail’in jeopolitik emelleri ve “Büyük İsrail” için öneminin farkındadır. Mısır, İsrail ile barış anlaşması imzalamış olmasına rağmen, İsrail’in toprak genişletme amaçlı olarak Mısır’a saldırma ihtimalini düşük görmemektedir. Bu nedenle İsrail karşısında kolektif bir savunma paktı oluşturmayı önemsemektedir.
Mısır, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında son aylarda İsrail’in revizyonist politika ve toprak işgallerine karşı ortak savunma doktrini oluşturma girişimleri bulunmaktadır. Fakat Mısır’ın oluşturmayı amaçladığı NATO benzeri Arap ordusu, bölgede İsrail dışındaki güç merkezleri olan İran ve Türkiye’ye karşı da farklı bir güç ekseni ve rekabet hattının oluşması anlamına gelecektir. Bu tür bir askerî yapının oluşması, Arap devletlerinin tehdit algılarına göre savunma güvenliği oluşturacaktır. Mısır için İsrail bölgede öncelikli tehdit iken, Birleşik Arap Emirlikleri için öncelikli tehdit İran’dır. Mısır’ın teklifi, içinde bulunulan bölgesel ve uluslararası konjonktür nedeniyle bölge ülkeleri için elzem görünmektedir; fakat temel sorun, bir Arap birleşik ordusunun oluşturulmasının son derece zor olmasıdır.
Mısır’ın önerdiği Arap ordusu yaklaşık bir buçuk milyon asker ve gelişmiş hava gücü potansiyeline sahiptir. Fakat Arap ülkeleri arasında çözümü zor birçok sorun ve farklı tehdit algıları bulunmaktadır. Örneğin, İsrail ile ilişkileri iyi olan, gelişmiş hava gücüne ve disiplinli lejyoner bir orduya sahip olan BAE, Mısır’a karşı düzenlenecek olası bir İsrail saldırısında İsrail ile karşı karşıya gelmek istemeyecektir. Benzer şekilde, BAE’ye karşı olası bir İran saldırısına Mısır’ın vereceği destek şüphelidir. Bu örneklerden şu sonuca varılabilir: Bölgesel konjonktür dolayısıyla Arap ordusu, özellikle İsrail saldırganlığı ve toprak işgaline karşı caydırıcı olacaktır; ancak böyle bir ordunun oluşturulma ihtimali düşüktür.
Arap ordusunun oluşturulma ihtimalinin düşük olmasının sebebi yalnızca Arap devletleri arasındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanmamaktadır; aynı zamanda Arap devletlerinin ABD’ye olan askerî bağımlılıkları ve ABD ile İsrail arasındaki özel ilişki diğer bir faktördür. İsrail yalnızca İsrail’den ibaret değildir; İsrail Devleti, ABD ile olan özel ilişkileri üzerinden düşünülmelidir. Arap ülkelerinin ABD ile olan derin iktisadî, ekonomik ve siyasî ilişkileri nedeniyle, ABD’den bağımsız hareket ederek böyle bir askerî pakt kurmaları ihtimali düşüktür. Bununla beraber, Arap ordusunun kurulmasının önündeki en önemli engellerden biri, İsrail’in Arap ülkelerine yönelik olası saldırı ve işgallerinin ABD’den destek ve koruyuculuk almasıdır. Arap ordusu ile ABD-İsrail orduları arasındaki güç dengesinin asimetrik olması, Arap ordusunun bu iki güce ya da İsrail’e karşı oluşturulma ihtimalini azaltmaktadır. Özetle, Arap ordusu elzemdir; fakat gerçekleştirilmesi zordur.