Somali’de kurulan hükümetler uzun yıllardır Eş-Şebab terör örgütü ile savaşmaktadır. Somali 1990lı yıllarla birlikte merkezi hükümetin yıkılmasından dolayı iç savaşa sürüklenmişti. Bu ülke stratejik öneme sahip olmakla beraber açlık ve terör faaliyetlerinin sahnesi olmuştur. 2000li yıllara kadar başarısız devletler arasında yer alan Somali’de daha sonra uluslararası arabuluculuk ve girişimler neticesinde bir hükümet kurulmuştur. Ancak Somali, Doğu Afrika’nın en büyük Terör Örgütü olan Eş-Şebab’ın merkezi haline gelmiştir. Silahlı saldırı ve suikast gibi faaliyetleri gerçekleştiren örgüt bugün de ülkenin en büyük sorununu teşkil etmektedir. Günümüzde Somali’nin güçlü bir ordusunun olmaması örgütün rahat davranmasını da kolaylaştırmaktadır.

Somali hükümetinden daha güçlü olan bu örgüt ülkenin yarısını özellikle başkent dışındaki bölgeleri elinde tutmaktadır. Her ne kadar son yıllarda Somali askeri birliklerine verilen eğitimler ve ekipman destekleriyle kapasitesini geliştirse de örgütün güç yapısı sarsılmamıştır. Buradan hareketle Somali Devleti’nin bu örgütle mücadelesinde ne kadar başarısız olduğu ve başarısızlığın arkasında hangi sebeplerin yattığı sorusu akla gelmektedir. Diğer yandan Somali’de devletin aşiret oluşan gruplarla iş birliği yapması halinde bu örgütle mücadelesinde başarı elde edip etmeyeceği sorusu da sorulmaktadır. Bu yazıda Afrika Boynuzu’nun stratejik önemi ve Eş-Şebab terör örgütünün hedeflerine kısaca değindikten sonra Somali Devleti ve Eş-Şebab’la yirmi yılı aşkın mücadelesini değerlendireceğiz.

Afrika Boynuzu’nun Stratejik Önemi ve Eş-Şebab Terör Örgütü’nün Hedefleri

Somali; Afrika kıtasının kuzeydoğusundaki Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgede yer almaktadır. Bu bölge Avrupa, Afrika, Ortadoğu ve Asya’yı birbirine bağlayan ve küresel ticaretin kesiştiği kontrol noktası olması dolayısıyla jeostratejik öneme sahiptir. Yaklaşık 3000 km’lik uzunlukla Afrika’nın en uzun kıyı şeridine sahip olan Somali ise, Orta Doğu petrollerinin en önemli geçiş güzergâhlarından birinde yer almaktadır. Esasında Somali, Süveyş Kanalı’nın milletlerarası deniz trafiğine açılması ile Afrika Boynuzu bölgesi üzerinde güçlü bir imparatorluk kuracak önemli bir ticari merkezdir. Ancak Somali başta olmak üzere tüm Afrika Boynuzu bölgesi yıllardır eğitimli insanları ve kanaat önderlerini hedef alan Eş-Şebab terör örgütünün tehdidi altındadır.

Modern Somali tarihi incelendiğinde sömürgeci devletlerin ülkeye büyük etki bıraktığı anlaşılmaktadır. XIX. yüzyılın sonlarına doğru Afrika Boynuzu bölgesine akın eden Avrupa devletleri, Somali’yi kendi çıkarlarına uygun olarak Fransız Somalisi (Cibuti), İngiliz Somalisi (Somaliland) ve İtalyan Somalisi şeklinde üçe bölmüşlerdir. Bu güçler bununla da sınırlı kalmayıp Somali topraklarından bazı bölgeleri bölerek bir kısmını Kenya topraklarına, bir kısmını Etiyopya topraklarına katmışlardır. Günümüzde Afrika Boynuzu’nda en geniş etnik bloklardan birisi de Somalilerden oluşmaktadır. Somali’nin jeostratejik öneminin ana nedeni; altın, uranyum ve petrol gibi yeraltı zenginliklerine sahip olmasıdır.

Eş-Şebâb terör örgütü Somali devletinin ortadan kalkmasıyla ortaya çıkmıştır. Devletin bıraktığı boşluktan faydalanan bu örgütün Etiyopya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin ülkeye yönelik askeri müdahalelerini stratejik anlamda kullanarak Afrika Boynuzu’nun Somali sınırları içerisinde, Vehhâbilik anlayışına hizmet eden Somali Halifeliğini kurmayı hedef edinmiştir. Eş-Şebâb kurulduğundan beri küresel cihat anlayışını ideoloji olarak benimsemiş ve Somali’de örgütlenerek faaliyet gösteren diğer selefi kökenli terör örgütlerinden ayrışmaktadır. Örgütün ülkedeki diğer radikal İslamcı terör örgütlerinden ayrışmasının bir diğer yönü de ülkede yaygın Sufi İslam anlayışı yerine Vehhâbilik anlayışını benimsemiş olmasıdır. Eş-şebab terör örgütü Somali’ye yönelik olarak Etiyopya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılan müdahalelere karşı, Somalili gençleri kendi saflarına kazandırmayı fırsat bilmiş ve bu işgal durumuna yönelik ortaya çıkan hoşnutsuzluğu yoğun bir şekilde kullanmıştır.

Şiddete ve çoğu zaman yıkıcı yöntemlere başvuran bu örgüt ve mensupları, Somali’de bir Vehhâbi ideolojisinin çekirdeğini yerleştirerek gelecekte Somali, Cibuti, Kenya ve Etiyopya topraklarını da içine alacak büyük bir Somali İslam Devleti’nin kurulmasına yol açacağına inanmaktadırlar. Örgütün uzun vadedeki en büyük hedefi ise Somali’nin tamamında egemenliğini sağlamak, Afrika Boynuzu’nda ve daha sonra boydan boya bütün Orta, Güney ve Doğu Afrika’da ideolojisini yaygınlaştırmaktır. Örgüt, bir yandan Vehhâbi ideolojisini yaygınlaştırırken öte yandan Afrika Boynuzu’nda ve hatta Afrika’da mevcut Batılı ülkelerin etkisini ortadan kaldırmayı ve bu süreçte ise Doğu Afrika ülkelerinde benimsenen geleneksel İslam anlayışını tasfiye etmeyi hedeflemektedir.

Eş-Şebab Örgütü’nün Anlayışı ve İdeolojisi

Eş-Şebâb örgütünün dinî anlayışının temelinde Selefi ve dışlayıcı bir anlayış vardır. Örgüt ideolojik olarak dayandığı geleneksel Vehhabi anlayışına hizmet eden ve başka kültürleri veya anlayışları kabul etmeyen bir hilafet kurmayı hedeflemektedir. Bununla beraber örgütün içindeki önderler arasında bir uzlaşma sağlanamamıştır. Örgüte mensup bazı üyeler kurulacak hilafet düzeninin Somali sınırları içerisinde faaliyet gösteren ve sadece Somali’ye hizmet eden bir saltanat şeklinde olmasını desteklerken, örgütün milliyetçi kanadı ise Doğu Afrika’da özellikle Somalilerin ağırlıklı olarak yaşadığı Somali, Etiyopya, Kenya ve Cibuti gibi bölgeleri içine alan “Büyük Somali” hayalini gerçekleştirebilecek bir hilafet kurulmasını savunmaktadır. Ayrıca, Eş-Şebâb’ın büyük liderleri, örneğin ABD’nin hava saldırısında öldürülen Ahmed Abdi Godane ve örgüte mensup yabancı savaşçılar, hilafetin önce Somali şartlarında kurulmasını; ardından Doğu Afrika ve Afrika’nın tümünde egemen olmasını, son olarak da tüm dünyaya hâkim olan bir rejim olmasını önemsemektedir. Bu yönde Eş-Şebâb örgütünün bir eski lideri de yaptığı bir açıklamada dış güçler ile olan mücadelelerinin ABD’nin Alaska eyaletine kadar uzanacağını ifade etmişti. Yine 2009’daki bir başka açıklama ise: “İslam, tüm dünyaya hâkim olana ve Müslümanların ilk kıblesi Kudüs’ü fethedene kadar Hristiyanlarla olan savaşımıza devam edeceğiz” şeklindeydi.

Eş-Şebâb ülkeler arasındaki sınırlara, özellikle de sömürgeci güçler tarafından Afrika’da çizilen sınırlara karşı çıkmaktadır. Batılı ülkelerin Afrikalı ve Müslüman halkların bölünmesi için sahte sınırlar çizdiğini iddia eden örgüt Müslüman olan herkesin Somali’ye vizesiz, pasaportsuz ve kimliksiz bir şekilde seyahat edebileceğini savunmaktadır. Öte yandan örgüt, Somalili olmanın getirdiği aidiyet duygusu ve milli kimliği tamamen reddederek Somalili olmanın kabilecilik kadar ırkçılık olduğunu ve bu aidiyetin de Ümmet olma hedefi ile bağdaşmayan bir duygu olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca aidiyet ve ulusal kimliği öne sürmenin cahiliye döneminden kalma bir anlayış olduğunu savunarak böylelikle milliyetçiliğin diğer Müslümanları dışlayıcı bir tavır olduğuna dikkat çekmektedir. Somali bayrağını tanımayan Eş-şebab, bu bayrak yerine “Râyye” olarak adlandırdığı siyah bir bez parçası olan El-Kâide ve IŞİD’in de kullandığı bayrağı kullanmaktadır. Böyle bir anlayışa sahip Eş-şebab terör örgütü ülkenin kültürünü, tarihini ve geçmişe ait olan her şeyini yok etmektedir. Örneğin ülkenin bağımsızlığı için savaşan kahramanların, devlet adamlarının dinsiz ve batılıların hizmetinde olduğunu iddia ederken; yüzyıllar önce vefat etmiş ve saygı duyulan Somalili kabile reisleri ve önderleri ibadet edilen putlar olduklarını açıklayarak kabristandan çıkarmaktadır.

Örgüt, kendisini Somali halkının meşru olan tek yönetimi ve temsilcisi olarak görmektedir. Bu yüzden de Somali’de başka hiçbir yapının varlığını kabul etmediği gibi kendi anlayışını benimsemeyen insanları hain, dinden çıkmış, batılı güçlere hizmet eden düşmanları ilan etmektedir. Etiyopya askeri müdahalesi  sonucunda İslam Mahkemesi birliğinin dağılmasıyla, Hassan Dahir Aweys’in liderliğinde Hizbu’l-İslâm silahlı grup Etiyopya’da ortaya çıkmış ve Somali’de de faaliyet göstermektedir. Bu örgüt Somali’de tek meşru örgüt olduğu iddiasında olan Eş-Şebâb’ı oldukça rahatsız etmiştir. Nitekim Eş-Şebâb, Somali’de bir başka cihat grubuna gerek olmadığı ve İslamiyet adına savaşmak isteyen her grubun Eş-Şebâb örgütüne katılması için gereken desteği vereceğini Hizbu’l-İslâm liderine bildirmiştir. Her ne kadar ilk olarak Hizbu’l-İslâm örgütü Eş-Şebâb’ın uyarılarını dikkate almamışsa da Eş-Şebâb’ın tehdit ve ambargolarına daha fazla dayanamayarak Eş-Şebâb’a katılmak zorunda kalmıştır. Bu iki örgütün birleşmesi Eş-Şebab terör örgütünün gücü ikiye katlanmasına vesile olmuştur.

Somali Devleti ve Eş-Şebab’la Mücadelesi

Somali Hükümeti, terör örgütü olan Eş-Şebab’ı ortadan kaldırmak için farklı yollara başvurmaktadır. 15 Mayıs 2022’de Somali’nin Cumhurbaşkanı seçilen ve daha öncesinde de Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunmuş Hassan Şeyh Mahmut ülkenin en büyük engeli ve sorununun Eş-Şebab olduğunu vurgulamak suretiyle bu terör örgütünü ortadan kaldıracağını vadetmişti. Ancak seçilmesinden bu yana Somali’de Eş-Şebab tarafından gerçekleştirilen otel saldırıları gibi belli aralıklarla birçok patlama meydana gelmiştir. 20 Ağustos’ta Eş-Şebab Somali’nin başkenti Mogadişu’nun merkez bölgesinde bulunan Hayat otelinde yaklaşık iki gün süren saldırılar düzenlemiştir. Eş-Şebab terör örgütü 28 Ekim tarihinde yine Eğitim bakanlığının önünde büyük silahlı bomba eğiliminde bulunmuştur. Bu saldırıda yaklaşık 150 kişinin öldüğü ve 400 civarında kişi de yararlanmıştır. Yine 30 Kasım tarihinde cumhurbaşkanlığı sarayının çok yakın olduğu ve yüksek güvenlikli bölgede bulunan hatta milletvekillerin ve bakanların olduğu ROSE otelinde bombalı saldırı gerçekleşmiştir. Bu saldırılar üzerine hükümet de Eş-Şebab ile mücadelesini sürdüreceğini ve devletin sahip olduğu bütün imkanları kullanacağını dile getirmiştir. Benzer bir şekilde ağustos ayının içinde Bladweyne iline yardım götüren kamyon, yine Eş-Şebab tarafından yakılmıştır. Olayın ardından ayaklanan mahalle sakinleri de Eş-Şebab tarafından öldürülmüştür. Takip eden süreçte Ma’wisley hareketi, Eş-Şebab ile savaşacağını ilan ederek savaşa dahil olmuştur.

Ma’wisley hareketi, ordu içinden ortaya çıkan askerlerden oluşmaktadır. Özellikle 2009 yılları Eş-Şebab’ın başkentteki örgütlenmesinin püskürtülmesinden sonra, başkent dışındaki illerde yayılması ve oradaki mahalle sakinlerini rahatsız etmeye başlaması üzerine Ma’wisley hareketi Eş-Şebab ile mücadele etmek amacıyla ortaya çıkmıştır. En büyük merkezi Ceelbuur’da olan bu hareket, özelikle başkent Mogadişu dışındaki illerde halkın maddi ve manevi destek vermesini zorunlu kılmıştır. Bu hareket, Eş-Şebab’a karşı koyacağını kısmen de olsa halka göstermiştir. Devam eden süreç ise gittikçe genişleyen hareket, ilden ile artık kabileler etrafında örgütlenerek özelikle Eş-Şebab’ın hakimiyeti altında olan hemen hemen bütün illere yayılmıştır. Süreç içerisinde devlet de Eş-Şebab ile mücadelesinde başkent ve dışında aktif rol alan Ma’wisley hareketini desteklemeye başlamıştır. Dolayısıyla bu dönemde Ma’wisley, Eş-Şebab’a karşı koyan en büyük hareket haline gelmiştir.

Bu bağlamda Somali Hükümeti, bu hareketten de istifade ederek Eş-Şebab ile savaşmaya girişmiştir. Nitekim Cumhurbaşkanı Mohamut Eş-Şebab’ın ihtiyaç sahiplerine giden yardım malzemelerini yakması ve ardından isyan eden insanları öldürmesi ile birlikte Ma’wisley hareketlerine destek vererek bu örgüte karşı operasyonlar başlatmıştır. Geçtiğimiz Eylül ayında başlayan Eş-Şebab’a karşı harekatlar Hiran bölgesinin tamamının yanı sıra Glgadud, Mudug ve Bay Bakool bölgelerinde hala devam etmektedir. Bu mücadelede Somali hükümeti Türkiye başta olmak üzere Mısır ve bazı dost ülkelerden destek almaktadır. Zira Somali Hükümetinin resmî açıklamalarına göre; Eş-Şebab’a karşı yürütülen bu operasyonlarda yer alan askerlerin hemen hemen hepsi Türkiye’nin Somali’deki en büyük askeri üssü (TürkSom’dan) mezun olan askerlerden oluşmaktadır. Türkiye, Eş-Şebab ile mücadeleye Mogadişu havalimanından havalanan Bayraktar TB2 ile katılmıştır. Türkiye’nin insansız hava araçlarının Afrika’nın en ölümcül militan gruplarından birini etkisiz halla getirmek için hava muharebesi ve askeri keşif sağladığını belirtmiştir. Türk İHA’larının operatörleri ile, kendilerine hedef koordinatları sağlayan Somalili komutanları yakın koordinasyon içinde olduğu kaydedilmiştir.

Somali Hükümeti, yürütülen bu mücadelede geriye bıraktığımız son aylar içinde Eş-Şebab’ın elinde olan birçok yerin geri alındığını ve bu savaşta örgüte büyük darbe verdiğini duyurmuştur. Özelikle EŞ-Şebeb terör örgütünün ana karargahının bulunduğu ve başkentten 245 kilometre kuzeyindeki Aden Yabal bölgesini devlettin kontrolüne geçtiği bildirilmiştir. Aynı zamanda savaş sürecinde terör örgütü Eş-Şabab sözcüsü Ali Dhere’nin öldürüldüğü haberi de paylaşılmıştır. Ancak hükümetin bu mücadelede iş birliği yaptığı Ma’iwisley hareketinin önemli katkı sağlamakla beraber devletin askeri birliklerine resmen dahil olmaması ve kabileler halinde savaşmaları daha sonra Somali’de yeni bir sorun teşkil edip etmeyeceği sorusu da akıllara gelmektedir. Zira önceki Somali hükümetleri EŞ-Şebab’a karşı mücadelelerinde Ehlu Sunnah Wal Jama’ah örgütünden destek aldıktan sonra mücadele sonrasında karşı karşıya gelmişlerdir. İsminden de alışılacağı üzere dini bir örgüt olan Ehlu Sunnah Wal Jama’ah örgütü ülkenin bazı illerinde merkez hükümetine meydan okuyarak kimi zaman hükümetin haberi dışında Somali’nin komşu ülkeler ile iş birliği yaparak bir tehdit haline gelmiştir.

Bu tecrübeden hareketle mevcut Somali hükümetin de EŞ-Şebab’a karşı yürüttüğü mücadelede yer alan Ma’awisley hareketi de ileriki zamanlarda kabile örgütüne dönüşme olasılığı taşımaktadır. Çünkü EŞ-Şebab’ın ancak bu tür örgütlere karşı yenilebileceği düşünülmektedir. Fakat aşiretlerden oluşan bu örgütün varlığını sürdürmesi durumunda Somali’nin de modern güçlü bir milli ordusuna sahip olamayacağı anlamına gelmektedir. Bunun için Somali milli Ordusu kurulmadan EŞ-Şebab terör örgütüyle yürütülen mücadelelerin ne kadar başarılı olabileceği problematiği gündemden düşmemektedir. Ülkedeki istikrarsızlıktan dolayı yaşanan açlık ve kıtlık Somali halkını çok zor koşullarda yaşamaya mecbur bırakırken artık Somali toprakları, El-kâide başta olmak üzere terör örgütleri için bir sığınak haline gelmiştir. Nitekim Eş-Şebâb da ülkenin sahip olduğu bu hassas koşullardan istifade ederek baş göstermektedir.

***

Somali, yaklaşık 30 yıldır terör, açlık ve iç savaşlarla dünya kamuoyunun gündemindedir. 1990 yılında merkezi hükümetin yıkılması sonucunda Somali, iç savaşa sürüklenmiş ve kurulan geçici hükümetler, güçlü askeri birlikleri kuramamışlardır. Bu yüzden Somali’de kurulan hükümetler ve önemli yerlerin güvenliği, Afrika Birliği Misyonu (AMİSOM) tarafından sağlanmıştır. Afrika Birliği ve belli ülkeler, Somali’ye ait güçlü askeri birlikler kurmaya çalışmışlardır. Dolayısıyla Somali askerleri, farklı ülkeler tarafından düzenlenen askeri eğitimlere tabi tutulmuştur. 2011 yılında canlanan Türk-Somali ilişkileri neticesinde Türkiye en büyük askeri eğitim üssünü Somali’de kurmuş ve Somali milli ordusunu da Somali’de eğitmeye başlamıştır. Türkiye, Somali mili ordusu gerek ülke içinde gerekse Türkiye’de eğiterek Somali mili ordusunun profesyonelleşmesinde büyük rol oynamaktadır.

2009 yılında Eş-Şebab’a yönelik Mogadışu’da Somalili askerleri tarafından büyük operasyonlar düzenlenmiştir. Bu operasyonlar Eş-Şabab’ın büyük yenilgiye uğramasını sağlamıştır. Ancak bugün EŞ-Şebab’a karşı devam eden savaşın daha öncekilerden tamamen farklı olduğu Somali hükümeti tarafından ilan edilerek her kabile ya da aşiret kendi iline sahip çıkmaya davet edilmiştir. Daha önce EŞ-Şebab’a karşı yürütülmüş operasyonları devlet belirli kabilelere silahlar vererek savaş sürecini takip etmemişti. Somali’nin siyasi yapısını belirleyen en önemli unsur da aşiret, yani kabile örgütlenmesi olduğu bilinmektedir. Somalililer açısından kimlik denildiğinde esas ön plana çıkan hangi kabileye ait olduklarıdır. Terör meselesinin uzmanlarına göre Somali devletinin aşiretlerle iş birliği yapması halinde EŞ-Şebab sorunu ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla hükümet şiddet ve yoksulluktan bıkmış durumda olan kabile ve aşiretlere gerekli her türlü desteğe hazır olduğunu belirtmiştir. Aynı zamanda hükümet karar kanaat önderleri ve İslam alimleriyle görüşmeler sonrasında EŞ-Şebab terör örgütünün “Hariciler” olarak isimlendirileceğine kararlaştırmıştır.

Hükümet savaş sonrasında mücadele veren Ma’awisley hareketine dereceler verilerek resmi olarak Somali milli ordusuna katılacaklarını belirterek Eş-Şabab’a karşı bu savaşa karışıklıkların olmaması adına devlet emrinde ve devlet destekli operasyon olarak gerçekleştirmeleri gerektiğinin altını çizmiştir. Her ne kadar savaş esnasında EŞ-Şebab bazı aşiretlerle anlaşmaya çalışarak aralarını bozmak istese de devlet bu gibi sorunların ortaya çıkabileceğini ön görerek bütün bölgelerden aşiretler arasında sınırlar çizmek suretiyle her aşiretin kalması gerektiği yerleri belirlemiştir. Nitekim Eş-Şebab, daha çok hayvancılık ve tarımla uğraşan bu aşiretlerin savaş sürecinde aralarında anlaşmazlık yaratmak adına hayvanları ve tarlalarını yakmaya girişmiştir. Aynı zamanda çalışanlara ve mal mülk sahip olanları ise her ay düzenli olarak zorunlu vergi almaktadır.