Bir Finalden Daha Fazlası
Dünya Kupası finali, İspanya ile Arjantin arasında oynanan sıradan bir futbol müsabakası değildi. Elbette sahada iki millî takım, yirmi iki futbolcu ve kazanılmayı bekleyen bir kupa vardı. Fakat dünyanın çok geniş bir kesimi, özellikle de Filistin meselesi karşısında kendisini bir taraf seçmek zorunda hisseden insanlar, bu maçı yalnızca futbol üzerinden okumadı.
Bir tarafta Lamine Yamal vardı.
Avrupa’da doğmuş, Avrupa futbolunun merkezinde yetişmiş, İspanya millî takımının formasını giyen genç bir Müslüman. Fakat onu dünyanın birçok yerindeki insanlar için farklı kılan yalnızca futbolculuğu değildi. Attığı gollerin ardından yaptığı secdeler, Filistin bayrağıyla verdiği görüntüler ve Filistin halkıyla dayanışmasını saklamaması, onu özellikle Avrupa’da yaşayan Müslümanlar bakımından sıradan bir yıldız futbolcudan daha fazlasına dönüştürdü.
Lamine Yamal, milyonlarca insanın gözünde Avrupa futbolu içerisinde Müslümanlığıyla görünür olan, Filistin meselesinde susmayan ve kendisini meydana getiren kimlik parçalarından utanmayan yeni bir gençlik tipini temsil etmeye başladı. Tam da bu yüzden İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın, Yamal’ın Filistin bayrağı taşımasını “nefreti körüklemek” şeklinde değerlendirmesi yalnızca bir futbolcuya yöneltilmiş sıradan bir eleştiri değildi. Buna karşılık İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in Yamal’a sahip çıkması, onun yalnızca milyonlarca İspanyolun Filistin’le dayanışmasını ifade ettiğini söylemesi ve kendisiyle gurur duyduğunu açıklaması da sıradan bir spor tartışmasının ötesine geçti.
Böylece Lamine Yamal’ın şahsında iki farklı Avrupa görünür hâle geldi. Bir tarafta Filistin bayrağını tehdit olarak gören, Müslüman bir futbolcunun vicdanî duruşunu dahi susturmak isteyen bir siyasal dil; diğer tarafta ise bu duruşu sahiplenen ve onu kendi toplumunun vicdanıyla ilişkilendiren başka bir siyasal tavır vardı.hasa
Netanyahu’nun Arjantin Forması
Finalin karşı tarafında ise Arjantin bulunuyordu.
Arjantin’in İsrail’le, özellikle de Javier Milei yönetimi döneminde geliştirdiği yakınlık zaten biliniyordu. Fakat Dünya Kupası finali öncesinde Arjantin’in İsrail Büyükelçisi Şimon Axel Wahnish’in Benjamin Netanyahu’ya Arjantin millî takımının formasını sunması ve Netanyahu’nun da açıkça Arjantin’i desteklediğini söylemesi, maça yüklenen sembolik anlamı daha da büyüttü. Netanyahu, Arjantin’i desteklediğini gizlemediğini, birçok İsraillinin de aynı duyguyu taşıdığını belirtti. Dolayısıyla final, birçok insanın zihninde artık yalnızca İspanya ile Arjantin arasında oynanmıyordu.
Bir tarafta Filistin bayrağını taşıdığı için İsrail Savunma Bakanı tarafından hedef alınan Lamine Yamal ve ona sahip çıkan İspanya vardı. Diğer tarafta Netanyahu’nun elinde tuttuğu Arjantin forması ve Arjantin’i açıkça desteklediğini ilan etmesi bulunuyordu. Bu, elbette sahadaki bütün futbolcuların, bütün İspanyolların veya bütün Arjantinlilerin aynı siyasî anlam dünyasına yerleştirilebileceği anlamına gelmez. Ancak kitlelerin futbolu yalnızca sahada olup bitenlerden ibaret görmediğini de kabul etmek gerekir. İnsanlar bazen bir maçı, kendilerince adalet ile zulüm, mazlum ile zalim, susmak ile konuşmak arasında kurdukları bir kamplaşma üzerinden izlerler.
Nitekim Gazze’deki birçok insanın finalde İspanya’yı desteklediğini söylemesi ve bu tercihi İspanya’nın Filistin’e yönelik tutumuyla ilişkilendirmesi, karşılaşmanın nasıl farklı bir anlam kazandığını gösteriyordu. Futbolla hiç ilgilenmeyen insanların bile bu maçı takip etmesi bundandı. Çünkü bazen futbol, futbolun kendisinden daha büyük bir hikâyeye dönüşür.
Futbol Neden Yalnızca Futbol Değildir?
Birçok kişi gibi ben de futbolun hiçbir zaman yalnızca bir spor olmadığını düşünüyorum.
Futbol, çok kısa bir süre içerisinde milyonlarca insanı aynı duygu etrafında bir araya getirebilen, onların öfkelerini, sevinçlerini, aidiyetlerini ve ahlâkî tercihlerini görünür hâle getirebilen çok güçlü bir alandır. Bir düşünürün yıllarca anlatmaya çalıştığı bir mesele, bir futbolcunun yaptığı tek bir hareketle dünyanın gündemine girebilir. Bir akademisyenin yüzlerce sayfalık kitabıyla ulaşamadığı kitlelere, bir futbolcunun taşıdığı bayrak birkaç saniye içerisinde ulaşabilir. Bir siyasetçinin uzun konuşmalarla kuramadığı duygusal bağ, bir secdeyle, bir gözyaşıyla veya mazlumdan yana söylenmiş tek bir cümleyle kurulabilir. Bu sebeple futbolun sahip olduğu gücü küçümsemek doğru değildir.
Futbolun holiganlıkla, şiddetle ve kör bir taraftarlıkla anıldığı çok uzun bir geçmiş vardır. Rakip takımın düşmanlaştırıldığı, insanların yalnızca tuttukları takım yüzünden birbirlerine saldırdığı, hatta hayatlarını kaybettiği örnekler hepimizin hafızasındadır. Fakat aynı futbol, insanları birkaç dakika içerisinde ahlâkî ve insanî bir merkeze de çekebilir.
Dünya Kupası finali bunun çarpıcı örneklerinden biri oldu. İnsanlar yalnızca Messi’nin son maçını, Lamine Yamal’ın yeteneğini veya hangi takımın kupayı kazanacağını konuşmadılar. Gazze’yi, Filistin’i, Avrupa’daki Müslümanların görünürlüğünü, İspanya’nın Filistin politikasını ve Netanyahu’nun Arjantin’e verdiği desteği de konuştular. Yani futbol, bir anda dünya siyasetinin en ağır meselelerini milyonlarca insanın gündelik sohbetinin içine taşıdı.
İşte futbolun büyüsü denilen şey tam da budur.
Bir Futbolcunun Secdesi
Lamine Yamal’ın secdesinin bu kadar büyük anlam kazanmasının sebebi de burada aranmalıdır. Secde, Müslüman için yalnızca yere kapanmak değildir. İnsanın sahip olduğu her şeyi Allah’a borçlu olduğunu kabul etmesi, başarının kendisini büyütmesine izin vermemesi ve en güçlü olduğu anda bile kulluğunu hatırlamasıdır. Dünyanın en büyük stadyumlarında, milyonlarca insanın karşısında secde eden bir futbolcu, farkında olsun veya olmasın, çok güçlü bir mesaj verir.
Ben buradayım.
Bu başarının içindeyim.
Fakat bütün bunlar beni kimliğimden, inancımdan ve mazlumla kurduğum bağdan uzaklaştırmadı.
Avrupa’da yaşayan Müslüman gençler bakımından bunun ne kadar önemli olduğunu anlamamız gerekir. Çünkü bu gençlerin önemli bir kısmı, yıllardır kendilerine başarıya ulaşmak için görünmez olmaları, isimlerini, inançlarını ve aidiyetlerini geride bırakmaları gerektiğinin söylendiği bir çevrede büyüyor.
Lamine Yamal gibi isimler ise başka bir ihtimalin mümkün olduğunu gösteriyor. Hem Avrupa’nın en büyük futbol yıldızlarından biri olabilir hem de secde edebilirsiniz. İspanya millî takımının formasını giyebilir, fakat Filistin bayrağını taşımaktan çekinmeyebilirsiniz. İçinde yaşadığınız topluma ait olabilir, fakat ait olduğunuz daha geniş insanlık ve inanç dünyasını inkâr etmek zorunda kalmayabilirsiniz. Bu yüzden onun secdesi yalnızca kişisel bir ibadet değil, aynı zamanda milyonlarca genç için görünürlük ve cesaret anlamına geliyor.
Bir Topun Taşıdığı Dünya
Dünya Kupası finalinde sahada bir top dolaşıyordu. Fakat o topun etrafında yalnızca futbolcular koşmuyordu. Tarih siyaet, kimlikler, korkular, umutlar ve vicdanlar koşuyordu.
Bir tarafta Filistin bayrağı taşıdığı için İsrail Savunma Bakanı tarafından hedef alınan Lamine Yamal, diğer tarafta Netanyahu’nun elinde tuttuğu Arjantin forması vardı. Bir tarafta Yamal’a sahip çıkan Pedro Sánchez, diğer tarafta Arjantin’i desteklediğini açıklayan Netanyahu bulunuyordu.
İnsanlar da maçı bu semboller üzerinden okudular. Belki bazıları için bu okuma fazla siyasîydi. Belki futbolun yalnızca futbol olarak kalması gerektiğini söyleyenler yine itiraz edeceklerdir.Fakat futbol hiçbir zaman yalnızca futbol olarak kalmamıştır. Çünkü insanın bulunduğu yerde hafıza, kimlik, ahlâk ve siyaset de vardır. Futbolun sahip olduğu o garip büyü, işte bütün bunları bir anda milyonlarca insanın önüne serebilmesidir. Dün gece dünyanın birçok yerinde insanlar yalnızca İspanya’nın kazanmasını istemediler. Filistin’in sesini taşıyan bir futbolcunun, kendisini susturmaya çalışanların karşısında kazanmasını istediler.
Belki sonuçta kazanılan yalnızca bir kupaydı.
Fakat birçok insanın kalbinde bu zafer, kupadan çok daha büyük bir anlam taşıdı.