Yunanistan Millî Futbol Takımı, Portekiz’de düzenlenen 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda şampiyon oldu. Alman teknik direktör Otto Rehhagel’in takım oyunu ve yüksek disipline dayalı oyun stratejisi ile büyük bir sürpriz yapan Yunanistan, şampiyonluğa ulaştı. Rehhagel’in yetenekten çok takım oyununa, disipline ve mevcut gücü maksimum derecede iyi kullanmaya dayalı stratejisi, Yunanistan’a şampiyonluğu getirdi. Almanya, Portekiz, Fransa, İngiltere gibi Yunanistan’dan çok daha güçlü ve takım değeri yüksek millî takımların katıldığı turnuvada Yunanistan, zayıf takımlar arasında gösterilmesine rağmen bu başarıyı elde etti. Özetle, Yunanistan’ı şampiyon yapan en önemli faktör oyun stratejisiydi ve bu stratejiyi hayata geçirirken ortaya koyduğu disiplin, özveri ve birlik ruhuydu.

Yunanistan’ın sürpriz şampiyonluğu ile İran’ın ABD-İsrail saldırısına direnişi arasında ortak noktalar bulunmaktadır. 28 Haziran 2026’da İran’a yönelik olarak başlayan ABD-İsrail saldırısı, yeryüzündeki en güçlü iki ordunun ortak saldırısı olarak değerlendirilebilir. İran’a yönelik saldırının başında yapılan çoğu tahmin ve yorum, Yunanistan’ın sürpriz şampiyonluğu gibi, İran’ın bu saldırılara karşı dayanamayacağı yönündeydi. Ancak gelinen son aşamada İran, yeryüzündeki en büyük iki askerî güce karşı direnç göstermeyi başardı. Hatta İran’ın barış anlaşması görüşmeleri ve ortaya çıkan mutabakat metnine bakıldığında, savaşı kazanan tarafta yer aldığı bile iddia edilebilir.

ABD ordusunun yıllık askerî bütçesi yaklaşık olarak İran’ın 30 katı olmasına rağmen İran, ABD ve İsrail’in ortak saldırısına dayanmayı başardı. Bu durumun ortaya çıkmasını sağlayan temel faktör İran’ın kapsamlı ve iyi düşünülerek hazırlanmış askeri ve jeopolitik stratejisidir. İran, çoğu şu an hayatta olmayan Abdolrahim Mousavi, Mohammad Pakpour, Ali Shamkhani, Ghalibaf ve Ali Larijani gibi general ve devlet adamlarının kurguladığı askerî ve jeopolitik strateji ile ABD-İsrail saldırısına direnmeyi başardı.

İran’ı ayakta tutan ve varlığını sürdürmesini sağlayan stratejisi ana hatlarıyla şu şekilde açıklanabilir: i) İran, savaş alanını Basra Körfezi’ne doğru genişleterek 16 ABD üssüne ağır hasar verdi ve birkaçını kullanılamaz hâle getirdi. İran’ın Irak’taki vekil güçleri, ABD askerlerini Bağdat’taki önemli bir ABD askerî tesisi olan Zafer Kampı’ndan terk etmeye zorladı. Bu gelişmeler savaşın geniş bir alana yayılmasını sağlayarak İran’ın savaş yükünü hafifletti, ii) İran saldırıları, Körfez ülkeleri arasında ABD’ye karşı bir güven krizi yarattı. ABD, BAE, Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın, İsrail’in çıkarları için İran saldırılarına maruz kalmasına neden oldu ve bu ülkeleri koruyamadı, iii) İran, boğazı kapatarak ve enerji altyapısını hedef alarak küresel enerji piyasalarına ve ticarete önemli maliyetler yükledi. Özellikle bu başarı, ABD için savaşın maliyetini taşınmaz hale getiridi, iv) İran, insansız hava araçlarını, hızlı botları, deniz kuvvetlerini ve mayınları kullanarak ABD’nin tahmin edemediği şekilde Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına aldı,1 v) İran, merkezî karar alma mekanizmasını parçalayarak çok katmanlı ve parçalanmış bir yönetim meydana getirdi. İran, dinî lideri de dâhil olmak üzere en üst seviyede yaklaşık 300 devlet adamının İsrail ve ABD saldırıları ile öldürülmesine rağmen devlet karar alma mekanizması çökmedi, vi) İran, balistik füzeleri ile insansız hava araçları stoklarını ABD-İsrail saldırılarına karşı korumayı başardı. Ayrıca bu iki silahın saldırı ve caydırıcılık kapasitesi, ABD ve İsrail’e karşı kendini kanıtladı. vii) İran’ın ucuz ve sayıca bol askerî saldırı silahları karşısında ABD ve İsrail’in devasa maliyetli ve sayıca kısıtlı savunma sistemleri savaştaki dengelerin İran lehine gelişmesini sağlayan bir diğer faktör oldu. Bu durum nedeniyle savaşın uzun bir süreye yayılma ihtimali özellikle ABD’yi endişelendirdi. Bütün bu başarılar, İran’ın stratejik aklının ABD ve İsrail karşısında üstün geldiğinin göstergeleridir.

İran savaşı şu aşamaya kadar askeri ve jeopolitik stratejisi vasıtasıyla kazanmış görünmektedir. Bu durumun kanıtı ise İranlı yetkilileri öne sürdükleri müzakere maddelerine olan ısrarlarıdır. Vali Nasr’ın analizi bu durumu doğrular niteliktedir:  “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme ve geçen gemilerden geçiş ücreti toplama konusundaki ısrarı ve görüşmeler için ön koşulları (Lübnan’da ateşkes ve ABD deniz ablukasının sona ermesi), liderliğin savaşın güç dengesini kendi lehine değiştirdiğine olan inancını yansıtmaktadır. İran’ın yeni yöneticileri de buna göre müzakere etmektedir”.2 Özetle İran, ABD ve İsrail’in askerî güç açısından devasa üstünlüğünü stratejik aklı iyi kullanarak dengelemeyi başarmıştır; hatta galip gelen taraf olduğu bile söylenebilir. İran’ın ABD ve İsrail karşısındaki başarısı, tıpkı Yunan millî futbol takımının 2004’teki mucizevi başarısına benzetilebilir. Yunanistan, rakiplerinin asimetrik kalite ve yetenek üstünlüğünü başarılı futbol stratejisi ile kırmayı başarmıştı.

İran, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ABD ve İsrail saldırganlığına maruz kalan ve çökmeyen ilk devlet ve rejim örneği olarak görünmektedir. ABD ve İsrail’in ortak operasyonları sonucunda Irak, Libya, Suriye, Sudan, Somali ve Yemen gibi ABD ve İsrail karşıtı ülke ve rejimlerin çöktüğü dikkate alındığında, İran’ın bölgede ilk kez güçlü bir direniş gösterdiği anlaşılmaktadır. ABD ve İsrail saldırıları karşısında çöken devlet ve rejimler, maalesef uluslararası güç dengelerinde gerçekleşen değişimleri, iç siyasi ve toplumsal yapılarındaki zaafları doğru analiz edememiştir. ABD ve İsrail saldırganlığına karşı isabetli stratejiler geliştirememişler, ittifaklar kuramamışlardır. Özetle, İran’ın stratejisi ne kadar iyi bir örnekse, Saddam dönemi Irak’ın stratejisi de çok kötü bir örnektir. İran’ın stratejisi, İran’ın varlığını sürdürmesini sağlarken, Irak’ın hatalı stratejisi Irak’ın yok olmasına neden olmuştur. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın, “… yarım doktor hastayı canından yarım stratejik akıl da milletleri bekasından eder.” sözü, milletlerin bekası için stratejik düşünüşün ehemmiyetini ortaya koymaktadır.

Yunanistan futbol takımı ile İran örneklerinden çıkarılabilecek ortak bir sonuç şudur: Çok iyi düşünülmüş bir stratejiye sahip olan ve bu stratejiyi eldeki sınırlı imkânlarla uygulayan güçler, kendilerinden kat kat kuvvetli güçleri mağlup edebilirler. Sonuç olarak futbol ve savaşlardan önemli ortak dersler çıkarmak mümkündür. Yazıyı konumuzla ilgili bir ayet-i kerime ile bitirmekte fayda var: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir.”  (Bakara, 249)