Konferans
Oxford Dictionary of National Biography’nin (bundan sonra ODNB) genel editörü Profesör William Whyte, 6 Ekim 2026’da, tarihçi ve siyasi biyografi yazarı Ben Pimlott’un (1945-2004) anısına 2006’dan beri düzenlenen The Ben Pimlott Memorial Lecture serisi kapsamında, King’s College’da harika bir konferans verdi. Konferans, İngiliz mizahıyla yoğrulmuştu. Sözlüğün geleceğini bizzat yönetecek kişinin ağzından dinlediğimiz bu konuşma, bu yönüyle bir tür program konuşması niteliği de taşıyordu.
Profesör Whyte söze, Viktorya döneminin büyük ulusal biyografi projesi olan ve 1885’te yayımlanmaya başlanan Dictionary of National Biography”nin (bundan sonra DNB) serencamını anlatarak başladı. 1900 yılında tamamlandığında ortaya 63 ciltlik ve yaklaşık 30.000 kişinin hayatını içeren bir ulusal biyografi sözlüğü çıkmıştı. Sözlük sonraki yıllarda ek ciltlerle genişletildi. 1993’te ilk versiyonda atlanmış 1086 kişi Missing Persons başlığıyla ek cilt olarak yayımlandı. Eser 1995 yılında CD-ROM olarak hayat buldu.
1990’ların başında Oxford University Press, DNB’yi yenilemeye karar verdi. 2001 yılına kadar New Dictionary of National Biography olarak anılan bu eserin hazırlığına 1992 yılında Oxford Üniversitesi’nde Profesör Colin Matthew’un editörlüğünde başlandı. British Academy ile OUP’un ortak projesi olarak yürütülen çalışmanın araştırma fonunu British Academy ve geri kalan mali yükü ise OUP üstlendi.
ODNB, 2004 yılında 60 basılı cilt ve çevrimiçi sürümüyle aynı anda yayımlandı. Eserde 50.000 üzerinde biyografik madde yer aldı. Sözlük bir nevi canlı bir organizma olarak her gün güncellenmeye, yenilenmeye devam ediyor. Bugün itibariyle sözlüğün web sayfasına baktığımızda Britanya tarihine yön vermiş önemli, etkili ya da kötü şöhretli kişilere ait 63.000’i aşkın biyografi, 75 milyon kelime ve 12.000 portreyle karşılaşıyoruz (Erişim: 22 Ekim 2026). Yeni eklenen aile ve grup maddeleri, tematik denemeler de hesaba katıldığında ODNB artık klasik bir biyografi sözlüğünün sınırlarını aşmış durumda görünüyor. James Raven, 2007’de “Bu bir sözlük mü, yoksa ansiklopedi mi?” diye sormuştu.1 Raven’ın cevabı da Profesör Whyte’ın konferanstaki vurgusu da bize aynı şeyi söylüyor aslında. ODNB bir sözlükten çok bir ansiklopedi niteliğinde. Üstelik tarihçilerin katkısının büyük olduğu bir çalışma.
Buraya kadar yazdıklarım, bir saatlik bir konferansın çok kaba taslak bir özetiydi. Amacım bu sözlüğün nasıl hayata geçirildiğine dair bir anlatıyı tekrar etmek değil elbette. Aklımdaki soruları sesli sormak istiyorum.
Türk Kimdir?
Profesör Whyte konuşurken zihnimde yazılmamış bir “Türk/Türkiye Ulusal Biyografi Sözlüğü” etrafında dönecek tartışmalar vardı. Bu tanım üzerinden başlayacak bir tartışma projeyi henüz başlamadan ortadan kaldırabilir pekâlâ. Ama önce Britanyalıların yaptığı tartışmaya ve buldukları çözüme bakalım. Aslında cevap oldukça basitleştirilmiş bir formalizasyondan ibaret. Britanya Adaları’nda doğanlar, bir zamanlar Britanya’da bulunmuş kişiler, Britanya’yı bir şekilde etkilemiş kişiler -ki Britanya’da bulunmamış bile olabilirler- ve bağımsızlık öncesinde Britanya kolonilerinde yaşamış kişiler. Görüldüğü gibi Britanyalılar ulusu soy ya da kimlik üzerinden değil, coğrafya ve etki üzerinden tanımlamayı tercih etmşler. Elbette bu esnek tanımın, kolonileri de en başından kapsamına alan bir imparatorluk projesinin ürünü olduğu unutulmamalıdır.
Nasıl Finanse Edilecek?
Peki diyelim bu tartışmaları selametle atlattık ve okkalı başka bir soruya geçtik: Bu proje nasıl finanse edilecek? Yukarıda belirttiğim gibi yenilenmiş DNB’nin fonunu British Academy ve OUP üstlenmişti. Böyle bir senaryo karşısında British Academy’nin muadili sayılabilecek Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), Türk Tarih Kurumu, TÜBİTAK, MEB gibi kurumlardan hangisi/hangileri projenin mali yükünü üstlenebilir? Profesör Whyte konuşması boyunca fon sıkıntısını üstünü çizerek vurguladı. Türkiye’nin böyle bir ulusal biyografi sözlüğü için kaynak bulabileceğinden şüphem yok. Aslında endişemin temelinde kaynaktan çok süreklilik konusu var. Beni korkutan esas şey, tarihsel bir maraz olarak devraldığımız komisyon kurma, bir süre çalışma ve çalışmayı nihayete erdirememe hâlimiz. Bunun istisnası yok mu? Elbette var. 1983’te hazırlıklarına başlanan TDV İslâm Ansiklopedisi otuz üç yılda tamamlandı ve bugün herkesin erişimine açık. Fakat bu yolculuğun hiç de kolay olmadığını biliyoruz. Ansiklopedinin hikâyesini anlatan Hep Otuz Üç Yaşında belgeseli, projenin bütçe sıkıntıları, darbe ve takibat dönemleriyle nasıl sınandığını gözler önüne seriyor. Demek ki bu ölçekte bir proje ancak ve ancak sarsıntılara rağmen yoluna devam edebilen bir kurumsal yapıyla hayata geçirilebilir.
Basılı mı, Dijital mi?
Ümitvar bir şekilde kaynak ve süreklilik kısmını da atlatacağımıza inanarak bir diğer meseleye geliyorum. Bu da hem konferansta hem de soru-cevap kısmında gündeme sıklıkla getirildi. Baskı maliyetleri düşünüldüğünde eserin fizikî baskısının yapılması biraz endişe verici bulunabilir. ODNB’nin 2004’te basılı ve çevrimiçi sürümü birlikte yayımlamış olması oldukça dikkat çekici. Her ne kadar dijital kaynaklar hayatlarımızı kurtarıyor gibi görünse de yakın gelecekte ulusları bekleyen olası krizler hesaba katıldığında yalnızca dijital bir içerik üretmenin makul olmadığı ortada. Nasıl ki soğuk zincir depoları devre dışı bırakılarak gıda ya da ilaçta yapay bir kıtlık üretilebiliyorsa, sunucular kapatılarak, erişim engellenerek ya da veriler silinerek yapay bir bilgi kıtlığı da icat edilebilir. Dijital kaynaklardaki en büyük güç metnin üzerinde değişim ve düzeltme yapılmasına imkân tanıması. Ama aynı özellik, kötü niyetli ellerde onun en büyük zaafına dönüşebilir. Her restorasyanın aslında bir tahribat oluşu gibi düzeltilebilen her metin, aynı kolaylıkla tahrif de edilebilir. Basılı cilt ise belki hatalarıyla birlikte, ama değiştirilemez bir tanık olarak rafta durur. Dolayısıyla eğer bir Türk Ulusal Biyografisi inşa edilecekse bu sorulara aranacak cevaplar üzerinde sıkı çalışmak gerekmektedir.
Yapay Zekâ Çağında Hafıza
Bir diğer husus ise elbette yapay zekâ! Bir bilenin bile yapay zekâya danıştığı bir dönemdeyiz. Soru-cevap kısmında bir profesörün dile getirdiği gibi artık lisans ve lisansüstü öğrencileri artık doğrudan kaynağa değil yapay zekâya başvuruyor. Profesör Whyte da teknolojinin geleceğinin öngörülemez olduğunu hatırlatırken benim aklımdan başka “Yapay zekâ ulusal bir biyografi setini manipüle edebilir mi?” diye geçiyordu. Türk Ulusal Biyografi Sözlüğü/Ansiklopedisi için harekete geçildiğini varsayalım. Çeşitli bilim alanlarına ait uzman heyetler oluşturuldu ve işe başlandı. İntihal yani emek ve bilgi hırsızlığının bir iş alanına çevrilebildiği -hem Türk hem uluslararası- akademide bu heyetlerde görev alacak araştırmacılar, akademisyenler, uzmanların güvenilirliğini hangi kurum tespit edecek? Bu durumda uydurma bilgilerin ve var olmayan kaynakların metne sızma ihtimali göz ardı edilemez. Ortaya çıkacak biyografi veri setinin bir de sadece çevrimiçi erişime açıldığını varsayalım. Bu bilgiler başka devletlerin ya da kötü niyetli aktörlerin yapay zekâ araçlarıyla manipüle edilebilir mi?
Yazdıkça zihnimde sorular çoğalıyor ve bunların hepsine şimdi cevap vermek mümkün değil. Ancak bu soruların ardında “Ulusların kendilerinin bir geleceği var mı?” sorusu duruyor. ODNB’nin kurucu editörü Colin Matthew, 1995’te Avrupa’da insanların aidiyetinin giderek ulus-devletten Avrupa Birliği’ne kayacağını öngörmüştü.2 Bu öngörünün gerçekleştiğini söylemek bugün zor. Hatta ODNB’yi üreten Birleşik Krallık, 2020’de Avrupa Birliği’nden ayrıldı. Uluslar tarih sahnesinden çekilmedi, ama onların hafızasını kayıt altına almanın araçları da, bu kaydı tehdit eden unsurlar da değişti. Ulusal biyografinin geleceği, ulusun geleceğine olduğu kadar, o ulusun kendi hafızasını kayıt altına alma iradesine de bağlı görünüyor.